19 Şubat 2016 Cuma

?!

Bu güzel Cuma gününde dışarıda olup gezmek varken yurt odamda oturmuş hangi filme başlasam diye düşünmeme sebep olan o patlama...

Çok konuşmayacağım bu konuda, zira kolayca siyasi malzeme olabilecek boyutta bir olay. Fakat, insan hayatı bu kadar ucuz mu?

Kendi hikayemi anlatacağım ben yalnızca: Sabah saat 5te inmiştim Ankara'ya, yurt odama gelip yatağımın çarşaflarını geçirdim ve ders seçimim başlayana kadar 1-2 saat uyudum. Ders seçimimi hallettikten sonra odada yalnız olmanın da verdiği hissiyatla kendimi bunaltmaya başladım. Dışarı çıkmalıydım... Bu benim normalde yapacağım bir şey değil, her şeye inanılmaz üşenirim. Zaten üşenip vazgeçtim ve tekrar yatağıma yattım; ama gözlerimi kapattığım anda telefonumun sesiyle uyanmam bir oldu. "Aşağı inerseniz, kargo geldi." dedi telefondaki ses. Ve çabucak giyinip indim, birkaç gün önce satın aldığım saat gelmişti. Ölen anneannemin saatine çok benzediği için gördüğüm anda almaya karar verdiğim saat... Fakat saati koluma taktığımda çalışmadığını fark ettim. Durmuştu. Aklıma hemen Kızılay'a gidip pilini değiştirtmek geldi. Çabucak giyindim, arkadaşlarıma mesaj attım birlikte gitmek için. Gelemeyeceklerini söylediler, iyi ki gelemediler... Daha sonra kuzenimi aradım belki Kızılay'dan sonra onlara geçerdim, biraz takılırdık... "Ben de seni arıyordum tam, sizin durakta ineyim Kızılay'da biraz takılalım mı?" dedi. Harika bir fikirdi. Metro durağına gittim ve onu beklemeye başladım. İkimiz birlikte Kızılay'a kadar sürekli gülerek gittik, hatta birkaç kişinin bize ters ters bakmasına maruz kaldık... Bulduğumuz ilk saatçiye girdik ve saati gösterdik, bozuk olduğunu söylediler. Canım sıkıldı.

"Bir yerlere gidip bişeyler içelim hadi." dedi kuzenim. Ben de çok güzel bir yer bildiğimi söyledim ve Konur'a doğru gittik. Mekana oturduk, her şey çok güzeldi. Gülüyorduk, çocukluğumuza dair komik şeyleri hatırlayıp. Daha sonra telefonu çaldı, arkadaşı arıyordu. O da yanımıza gelecekti. Meclisin oralardaydı. Onlar telefonda konuşurken patlama sesi duyduk. İlk önce gökgürültüsü zannettik. "Bomba mı patladı?" dedi mekandaki insanlardan birisi ve hemen Twitter'ı açtım. Ankara'da patlama yazıp arattım. Aynı anda yüzlerce kişi tweet atıyordu. Daha sonra büyük kuzenim aradı, neredesiniz çabuk bir taksi bulup eve gidin diye. Ama biz mekandan çıkmadık inatla... Neden oturduk bilmiyorum.

Nihayet çıktığımızda Karanfil sokağa doğru yürümeye başladık. Büyük bir kalabalıkla birlikte. Ve bir anda herkes çığlık atıp ters yöne koşmaya başladı. Korktum. Hiç düşünmeden koşmaya başladım korkuyla. Anneme ne diyeceğim, inşallah haberleri izleyip görmezler diye geçiriyordum içimden. Gördüğüm ilk yere girdim, bir dersaneydi, ama panik atak krizi geçiriyordum. Nefes almakta hiç o kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Ellerim ayaklarım titriyordu. Kuzenimi aramak aklıma gelmiyordu bile. Telefonum elimde dururken onun aradığını gördüm ve açtım hemen. Neredesin diye bağırdı, neden kayboldun, neden bizden ayrıldın. Bilmiyordum bile nerede olduğumu, anlatmaya çalıştım fakat nefesimi kontrol edip konuşamıyordum bile. Merdivenlerde oturan bir adama verdim telefonu, nolur burayı tarif edin diyerek. Anlattı o. Daha sonra ben aldım telefonu. Sokağa çık ben seni bulacağım dedi kuzenim. Çıktım korkarak. Onu gördüğüm anda bağırıp koştum kuzenime ve direk tuttu beni. Çabuk anayola çıkıp taksi buluyoruz dedi. Fakat hiçbir taksi durmuyordu. Polis araçları vızır vızır geçiyordu. Taksiler her zamanki gibi boş geçip almıyorlardı. Her zamanki gibi...

Yürümeye karar verdik. Yol boyunca neredeyse tüm arkadaşlarım mesaj attı, kime ne söyledim onu bile bilmiyorum. Tek bildiğim kalbimin hala deli gibi çarptığı...

Eve gittiğimizde hala şoku atlatamamıştım, annem arıyordu. Konuşabileceğimi düşünmüyordum, yine de açtım. Neredeydin sen dedi. Kızılay dedim sadece... İyi misin dedi, değilim anne dedim. Zaten onun da sesi titriyordu benim de. Korkmuştuk.

Biz ucuz atlattık, ama diğerleri? Onlar ne olacak?

0 yorum:

Yorum Gönder